İnsülin Direnci ve Diyabet

İnsülin direnci, diğer adları ile artmış insülin toleransı veya azalmış insülin duyarlılığı şeker hastalığına yol açan bir sendrom olarak kabul edilmektedir.

Bu sendroma karaciğerde insülin metabolizmasının bozulması yol açar. Sebep karaciğer enflamasyonudur.

Karaciğer hücrelerindeki enflamasyon nedeniyle insülin hücrelerde şeker depolanmasını başlatamaz.

Kan şeker ve insülin düzeylerinin bozulması sonucu aşırı iştah, sık sık yeme isteği, kolay doymama, buna karşın enerji düşüklüğü, hareketsizliğe ve yağlanmaya eğilim görülür. Yanlış beslenme alışkanlıklarının da rolü vardır.

Bu süreçte şeker hastalığı (tip-2 diyabet) gelişir.

İnsülin Nedir?

Pankreasın beta adacık hücrelerinde sentezlenen bir hormondur.

İnsülin Ne Yapar?

İnsülinin en iyi bilinen görevi kan şekerinin yükselmesini önlemektir. Bunu karaciğer yağ hücreleri ve kas hücreleri üzerindeki etkileriyle gerçekleştirir:

  • Fazla şekeri glikojene ve trigliseride dönüştürmek üzere karaciğer hücrelerini uyarır
  • İskelet kası ve yağ hücrelerini uyararak hücre içine şeker alımını uyarır
  • Karaciğerde glukoz üretimini baskılar
  • Karaciğerde depolanmış şekerin kana verilmesini baskılar

İnsülin Salgılanması Nasıl Olur?

Normal fizyolojik koşullar altında insülin salgılanması, yemek sonrasındaki kan şekeri artışları ile uyarılır.

Kan şekeri seviyelerini normalleştirmek için bir müddet dolaşımda kalan insülin 3-10 dakika arasında karaciğer ve böbrek tarafından kandan uzaklaştırılır.

İnsülin Direnci Nedir?

Seksenli yıllarda, insülin tedavisi alan diyabet hastalarında, insülinin kan şekerini kontrol edemediği klinik durumu açıklamak üzere geliştirilmiş bir teoriyi tanımlar.

Bu ad günümüzde yerini “insüline azalmış yanıt” veya “insüline karşı azalmış duyarlılık” tanımlarına bırakmıştır. Zira hedef hücrelerde gerçek bir direnç kanıtlanamamıştır.

Hedef hücrelerde insülin duyarlılığının azalmasına bağlı olarak göreceli insülin etkisi yetersizliği vardır.

Vücut ihtiyaçlarını aşan beslenme, ve özellikle de ihtiyaçtan fazla karbonhidrat tüketimine bağlı kilo artışı, özellikle üst gövdede yağlanma ile karakterize bir sendromdur.

Metabolik sendrom adı ile de anılmaktadır.

insülin direnci diyabet ozon terapi tedavisi

Tip-1 Diyabet Nedir?

Pankreasın yeterince insülin üretememesi yüzünden gelişen, kanda yüksek şeker düzeyleri ve kolesterol, trigliserid yükselmesi ile kendini gösteren bir hastalıktır.

Tip-I diyabetin nedeni pankreas beta hücrelerinde gelişen bağışıklık reaksiyonlarıdır.

Uzun yıllar genetik faktörün de rol oynadığı bir otoimmün hastalık olduğu düşünülmekle beraber, günümüzde pankreasın viral enflamasyon hastalığı üzerinde durulmaktadır.

En çok tespit edilen virüsler başta enterovirüsler ve herpesvirüsler olmak üzere hepatit-C virüsü, HIV virüsü yakın zamanda da, COViD-19 hastalığına yol açan SARS-CoV2’dir.

Grip virüsü enfeksiyonunu takiben 3 ay içinde ortaya çıkan Tip-1 diyabet de bildirilmiştir.

Tip-2 Diyabet Nedir?

Tip-II diyabet bir karaciğer hastalığıdır. Karaciğer insülin metabolizması bozulmuştur. Karaciğer şeker depolama işlevini yerine getiremez, insülin direnci başlar.

İnsüline uzun süreden beri direnç olması, yıllar geçtikçe pankreasın yeterince insülin üretememesine yol açar. Bu durumda açlık kan şekeri 125 mg/dL üzerinde seyreder.

Aşağıdaki belirtiler genel olarak şeker hastalığında görülmekle beraber çoğu, açlık kan şekerinin 100-125 mg/dl arasında bulunduğu erken diyabet aşamasında da ortaya çıkabilir:

  • Kan şekeri düzensizlikleri (hiperglisemi, hipoglisemi)
  • Hipertansiyon
  • Vücut ağırlığının artması, obezite
  • Karaciğer yağlanması ve karaciğer büyümesi, yağlı karaciğer hastalığı
  • Damarların ve kalp kapakçıklarının bozulması, koroner hastalık
  • Kılcal damarların bozulması
  • Beyin hastalıkları (İnme ve felç)
    • Beyinde kılcal damar bozulmalarına bağlı beyin kanamaları
    • Kan pıhtılaşma bozukluğuna bağlı pıhtı embolileri (geçici iskemik atak)
  • Sinirlerin hastalanması (diyabetik nöropati, ani işitme kaybı, vb)
  • Böbrek hastalıkları (diyabetik nefropati)
  • Göz hastalıkları (diyabetik retinopati, daha erken ve sık katarakt, daha erken ve sık glokom ve başka göz hastalıkları)
  • Yara iyileşmesinde gecikme

gibi sonuçlar gelişebilir.

Tip-2 diyabet başlangıçta bir pankreas hastalığı olmasa da, zamanla pankreas da yeterli insülin üretemez olur.

İnsülin Direnci Belirtileri Nelerdir?

  • Sık sık acıkma, öğün arasında yeme isteği, iştah artması ve kilo almak
  • İç yağlanma artışı (göbek çevresi ölçüsünün boy ölçüsünün yarısını geçmesi)

Muayenede tespit edilen bulgular:

  • Kalp-damar hastalıkları
  • Hipertansiyon (130/80 mm/Hg üzerindeki yüksek kan basıncı)
  • Kanda açlık glukoz düzeylerinin 99 mg/dL üzerinde olması
  • Kan yağları profilinin bozulması (Kanda HDL-Kolesterol düzeylerinin erkeklerde 40 mg/dL, kadınlarda 50 mg/dL altında olması, LDL kolesterol ve trigliseridlerin yüksek olması)
  • Karaciğer yağlanması /büyümesi

İnsülin Direnci Neden Olur?

Bu konuda birçok teori vardır. Kesin bir neden gösterilememiştir.

Aşağıda sayılan ilişkili durumlar dışında 30 yıldan beri araştırılan ve en çok kanıt bulunan teori viral enflamasyon teorisidir.

Geniş bilgi için -> İnsülin Direncinin Nedeni

İnsülin Direnci İle İlişkili Bulunan Durumlar:

    • Karaciğer yağlanması, viral hastalıklar, büyük yanıklar, sepsis, kazalara bağlı travmalar, alkol, kokain kullanımı
    • Çevresel toksinlere maruz kalmak (tarım, gıda, tekstil, ecza, kozmetik gibi çeşitli endüstrilerde ve evlerde kullanılan temizlik ve hijyen ürünleri vb)
    • İlaç tedavileri, kemoterapiler
    • Genel anestezi (narkoz)

Genel Anestezi ile Yapılan Ameliyatlardan Sonra İnsülin Direnci

Ameliyat ve anestezi, stres hormonlarının salınmasına neden olur. Bu hormonlar, vücudu insüline karşı daha az duyarlı hale getirir.

Cerrahi travma sonrası gelişen insülin direncinin derecesi cerrahi travma ile orantılıdır ve komplike olmayan karın ameliyatlarından sonra yaklaşık 2–3 hafta devam eder. Komplikasyon gelişen ameliyatlardan sonra daha da uzun süre devam eder. Damar yoluyla beslenme de insülin metabolizmasının bozulmasının tek başına ayrı bir sebebidir.

Cerrahi hastalarda insülin direncinin derecesi operasyonun büyüklüğü ile ilişkilidir. Büyük kolorektal ameliyatlar gibi büyük cerrahi işlemlerde ameliyat öncesindeki insülin duyarlılığının %90’a varan kısmı ameliyattan sonra kaybolabilir.

İnsülin Direncine Yol Açan Hastalıklar

  • Virüs bulaşmaları (viral enfeksiyonlar kısa süreli dahi olsa insüline direnç geliştirir)
  • Karaciğer Yağlanması (yağlı karaciğer hücreleri insüline direnç geliştirir)
  • Cushing hastalığı (Cushing sendromu aşırı kortizol hormonuna bağlı gelişir, insülin direnci ve kilo artışı daima görülür)
  • Akromegali (Aşırı büyüme hormonu üretimi sonucunda gelişir)

Çevresel Toksinler ve İnsülin Direnci

Hücrelerde birikerek sağlığımızı tehdit eden çeşitli maddeler, aşağıdaki mekanizmalar üzerinden enflamasyon yaratabilir:

  • Doğrudan toksik etki ile karaciğer yağlanması
  • Hücrelerdeki ağır metal birikimleri (örneğin demir, bakır..) okside olduklarında enflamasyon yaratırlar
  • Toksinler bağışıklığımızı düşürerek, çocukluğumuzda vücudumuza girmiş olan virüslerin ateş vb belirti vermeksizin çoğalmaya devam etmesine (sessiz enfeksiyonuna) yol açarlar.
  • Vücudumuz buna insülin direnci geliştirerek tepki verir. Yağ dokusunu artırmaktan amaç enerji deposunu büyütmektir.

İnsülin Direnci Nasıl Gelişir?

  • Karaciğer hücrelerinde yüksek oksidatif stres ile karakterize bir durumdur. Oksidatif stres hücrelerin serbest radikalleri kontrol edemediği durumlarda gelişir.
  • Hücrede bozulma ve yaşlanma süreçleri başlar. Sürecin sorumlusu olarak ağır metal birikimi ve viral faaliyet üzerinde durulmaktadır.
  • İnfluenza A, sitomegalovirüs ve herpes simpleks, hepatit-C gibi virüslerle enfeksiyonun, insülin duyarlılığını azalttığı gösterilmiştir. Çok sayıda solunum sistemi ve sindirim kanalı enfeksiyonu olan hastalarda yapılan ölçümler, insülin direncinin, bazen enfeksiyondan sonra üç aydan daha uzun süre devam ettiğini ortaya koymuştur.
  • Bağışıklık sistemi virüs bulaşmasıyla (infeksiyon) mücadele içinde iken, bir savunma mekanizması olarak, endokrin süreçlere müdahale eder.

İnsülin direnci bağışıklık sistemi tarafından kasıtlı olarak başlatılan bir savunma atağıdır. Süreç sırasıyla şöyle işler:

  • Virüs bulaşması, tıpkı alerjik reaksiyonlarda olduğu gibi, Tip I bağışıklık tepkisini aktive ederek enflamatuar TNF-alfa, İnterferon gamma ve IL1-beta, IL-6 gibi sitokinlerin üretimine neden olur. Kas ve karaciğerde insülin direncini bu sitokinler başlatır.
  • Pankreas, antiviral bağışıklık sistemini doğrudan desteklemek üzere, insülin üretimini artırarak insüline karşı direnci telafi etmeye girişir.
  • İnsülin düzeylerinin artması kan şekerini aşırı düşürerek kısa süre içinde açlık duygusu yaratır. Açlık duygusunu gidermek üzere tekrar yemek yeniden insülin salgısına, ve bu sürecin tırmanmasına yol açar.
  • Bağışıklık sisteminin viral enfeksiyonla baş edememesi ve yeme alışkanlıklarının bozulması insülin direncinin kendi kendini besleyen bir hastalığa dönüşmesine yol açar: Metabolik Sendrom
  • Gereğinden çok beslenme vücutta ve karaciğer hücrelerinde yağlanmayı artırır. Buna bağlı olarak iç yağlanma da artar ve göbeklenme şeklinde kilo artışı gelişir.
  • Yağ hücrelerinde ve yağ dokusunda bulunan fibroblast, makrofaj ve monositler gibi bağışıklık hücrelerinde enflamasyon (iltihap) başlatıcı sitokinler (IL-1; IL-6 ve TNF-alfa) üretilerek kana verilmeye başlar. Bu da vücutta enflamasyonu tırmandırır, insülin direncini artırır.

İnsülin Direnci Nasıl Kilo Aldırır?

Azalmış insülin duyarlılığı ya da diğer adı ile metabolik sendromda insülin metabolizması bozulmuştur. İnsülin kanda normalden daha uzun süre kalarak kan şekerini düşürmeye devam eder ve kısa sürede tekrar acıktırır.

Kan şekerinin öğün sonrasında 70 mg/dL altına düşmesine reaktif hipoglisemi denir. Reaktif hipoglisemi ile baş etmenin tek yolu karbonhidrat atıştırmaktır.

Böylece öğünler arasındaki her bir ara öğünde pankreas tarafından kana tekrar insülin verilir. Bu sadece bir bitki çayı olsa bile, insülin salgılanmasına yol açtığı için, kan insülin seviyelerini besleyecektir.

Kanda yüksek seviyede kalan insülin yemeklerden sonra reaktif hipoglisemi (kan şekeri düşmesi) dışında, uyku gelmesi, ardından çabuk acıkma gibi belirtilere yol açar.

Gün içinde sürekli devam eden yemek öğünleri ve ara öğünlerin yarattığı yüksek insülin düzeyleri, gece de yemek yemeye yol açar ve bu kişiler sabah da yüksek insülin düzeyleriyle uyanırlar.

Metabolik sendromda özellikle şekerli veya hızla şekere dönüşen gıda maddelerine yönelim olur. Bu seçimler de kan şeker ve insülin düzeylerini gün içinde giderek yükseltir.

İnsülin iştah açar, yağ deposunu büyütür, yağları yaktırmaz.

Karaciğer yağlanması ve iç yağlanma sürekli olarak artar, böylece göbek çevresi genişler.

İnsülin Direnci Nasıl Teşhis Edilir?

Doktorunuz şikayetlerinizi dinledikten sonra sizi muayene edecek ve bu sırada vücut ağırlığı, yağ oranı ve göbek çevresi gibi ölçümlerinizi alacak, kapsamlı kan tahlillerinizi ve gerekirse Oral Glukoz Tolerans Testi (OGTT) isteyecek, tümünü değerlendirerek hastalığınızı teşhis edecektir.

Ancak OGTT testi yapılmadan da insülin direnci tanısı mümkün olabilir.

Aşağıdaki durumların birkaçının sizde bulunması insülin direncini teşhis etmek için yeterli olabilir:

  • Fazla kilo (özellikle göbek bölgesinde olmak üzere yağlanma artışı)
  • Erkeklerde 90 cm, kadınlarda 80 cm’yi aşan göbek çevresi
  • Hipertansiyon (130 ve üzeri yüksek kan basıncı)
  • Bozulmuş kan yağı profilleri (yüksek trigliseridler, LDL-kolesterol, düşük HDL-kolesterol)
  • Yüksek açlık insülin değerleri ve yükselmiş HOMA indeks
  • Yakın akrabalarda diyabet
  • Kadınlarda polikistik over hastalığı ve gestasyonel diyabet geçmişi
  • 99 mg/dL üzerindeki AKŞ (açlık kan şekeri) düzeyleri olabilir veya olmayabilir
  • ALT düzeylerinin erkeklerde 25 U/L, kadınlarda 17 U/L üzerinde olması
  • Karaciğer yağlanması (Ultrason ile değil, 3-Tesla MR ile yapılan incelemede karaciğer hücreleri içinde %5 trigliserid saptanmış olması karaciğer yağlanması tanısı için yeterlidir)

İnsülin Direnci Nasıl Ölçülür?

İnsülin direnci, glukoz tolerans testi (GTT) ve glukoz veya insülin uygulamasından sonra seri glukoz ölçümlerinin yapıldığı insülin tolerans testi (ITT) dahil olmak üzere çeşitli yollarla klinik ve deneysel olarak ölçülebilir.

En yaygın olarak uygulananlar oral glukoz tolerans testi OGTT ve HOMA-IR indeks ölçümleridir.

Oral Glukoz Tolerans Testinde (şeker yükleme testi) yükselmiş kan şekerinin kandan uzaklaştırılma hızı ölçülür. Yüksek değerler bozulmuş glukoz toleransına işaret eder.

HOMA-IR indeksi sabah alınan kanda açlık kan şekeri ile açlık insülin değerlerinin birbirine oranı ile elde edilir. Bu değerin yükselmesi şeker kullanan/depolayan hücrelerin insülin duyarlılığının azaldığına yorumlanır.

İnsülin direncini değerlendirmek için altın standart, glukoz seviyelerini korumak için glukoz infüzyonu yaparken aynı anda insülin seviyelerinin akut olarak yükseltildiği ve korunduğu öglisemik-hiperinsülinemik klemplemedir.

Glisemik-hiperinsülinemik klempleme, hem periferik dokularda glukoz tüketiminin hem de karaciğerin glukoz üretimindeki değişikliklerin doğru bir şekilde değerlendirilmesini sağlar.

İnsülin Direnci Kaç Olmalı?

10-12 saat açlıktan sonra ölçülen açlık kan şekeri ve açlık kan insülini değerlerinin birbiriyle çarpılıp sonucun 405’e bölünmesi ile elde edilen HOMA-IR 2.5 mg/dL’nin altında ise sonucun normal olduğuna işarettir. 2.5’in üstündeki değerler normal değildir. 2.9 üstündeki değerler insülin direnci olduğunu gösterir.

İnsülin direnci yüksekliğine bağlı olarak obezite ve diyabet potansiyeli artar.

Oral Glukoz Tolerans Testi (OGTT) Nasıl Yapılır?

Açlık kan şekeri ölçümü için kan alındıktan sonra size 75 gram glukoz içeren bir şekerli içecek içirilir. Şekerli karışımı içtikten sonra, kan şekeri seviyeleriniz tekrar test edilmek üzere 30, 60, 90 ve 120. dakikalarda tekrar kan alınır.

Bu test ile açlık kan şekeri ve glukoz toleransındaki anormallikler tespit edilir.

Böylece doktorunuz diyabet öncesi dönemde olup olmadığınızı anlar.

İnsülin Direnci Ne Yapar?

Şeker depolayan hücrelerin insüline yanıt vermemesi üzerine kan şekeri uzun süre yüksek kalır.

Bu sendromda kanda hem insülin, hem şeker düzeyleri yüksektir.

İnsülin iştah arttıran bir hormondur. İştah arttıkça daha çok yenir, sonuçta insülin ihtiyacı artar.

Bu süreçte pankreas yeterince insülin salgılayamaz hale gelir ve diyabet gelişir.

İnsülin direnci sadece kilo artışı, obezite ve diyabete yol açmaz. İnsülin direnci de diyabet gibi birçok kronik hastalık, kan dolaşımı bozuklukları, damar sorunları ve inme/felç riskinin artışı ile ilişkilidir. Bütün bu riskler insülin direncinin başlamasıyla beraber, zaman içinde yavaş yavaş gelişir.

İnsülin Direnci Nasıl Kırılır?

Metabolik Detoks kişiye özel beslenme programı, düzenli egzersizler ve ozon tedavisi, hidrojen tedavisi ile karaciğeri iyileştirerek hücrelerin insülin duyarlılığını yeniden kazandırmak mümkündür.

İnsülin Direncinin İlacı Var mıdır?

İnsülin direncinin ilaçlarla tedavisi yoktur. Bu amaçla reçete edilen metformin ve benzeri ilaçlar bugüne değin hiçbir hastada bu sendromdan kurtulmayı sağlamamıştır.

İnsülin Direnci ve Diyabette Ozon Tedavisi

Ozon terapinin temel etkileri, gerek insülin direnci gerekse diyabet hastalığının nedenleri ile örtüşmektedir:

  • İnsülin direnci ve diyabetin bağışıklık ile ilişkisi gösterilmiştir. Ozon terapi ise bağışıklığı güçlendiren en önemli tedavidir.
  • İnsülin direnci enflamatuar bir hastalıktır. Ozon terapi bilinen en güçlü ve en zararsız antienflamatuar tedavidir.
  • İnsülin direnci ve diyabette karaciğer glutatyon üretimi azalır. Ozon terapinin glutatyon üretimini artırdığı gösterilmiştir.
  • İnsülin direnci ve diyabette oksidatif stres vardır. Ozon vücudun antioksidan kapasitesini artırır.
  • İnsülin direnci ve diyabette hücrelerin detoksifikasyon yetenekleri zayıflamıştır. Ozon terapisi hücrelerde detoks başlatır.
  • İnsülin direnci ve diyabette damar ve kılcal damar komplikasyonları yüzünden böbrek göz ve beyin hastalıkları gibi bir çok yeni hastalıklar ortaya çıkar. Ozon terapi damar ve kılcal damarlardaki bozulmaları geriye döndürür.
  • İnsülin direnci ve diyabette hücre oksijenasyonunda azalma vardır. Ozon terapi hücrelere oksijen girişini artırır.
  • İnsülin direnci ve diyabette mitokondri işlevleri zayıflamıştır. Ozon terapisi mitokondri sayısını artırır.
  • İnsülin direnci ve diyabette kan şekeri kontrolü zayıflamıştır. Ozon terapisi şekerin hücre içine girişini ve hücrede yakılmasını artırdığı için ilk günden itibaren kan şekeri normalleşmeye başlar.
  • İnsülin direnci ve diyabette artmış iştah vardır. Ozon terapisi iştahı normalleştirir.
  • İnsülin direnci ve diyabette hareketsizliğe eğilim vardır. Ozon terapi enerji verir harekete sevk eder.

Ozon terapinin daha birçok etkisi hakkında bilgi almak için bkz -> İnsülin Direnci ve Diyabette Ozon Tedavisi

İnsülin Direnci ve Diyabette Hidrojen Tedavisi

  • Hidrojen tedavisi güçlü ve seçici antioksidan etkilere sahiptir. Karaciğer hücrelerinin oksidatif stresini hızla düzeltir. Bu etkileriyle hidrojen, insülin direnci ile her yönden savaşır.
  • Vücuda verilen Hidrojen en yüksek konsantrasyona karaciğer dokusunda ulaşmaktadır. Hidrojen vücutta en çok karaciğer dokusunda kullanılır.
  • Karaciğer metabolizmasını yeniden programlar.
  • Karaciğerde lipid, karbonhidrat ve protein metabolizmasında iyileştirici etkiler sağlar.
  • AST, ALT ve TSA (Total Safra Asitleri) değerlerini düşürür.
  • Karaciğerin hem metabolizma düzenleyici mekanizmalarını hem özel bağışıklık sistemini iyileştirir.
  • Hidrojenin çeşitli hastalıklardaki etkilerinin çoğu karaciğeri yenilemesine bağlıdır.
  • Uyku bozuklukları karaciğer yorgunluğunun bir belirtisidir. Hidrojen ilk seanstan itibaren karaciğeri iyileştirmeye başlar ve bu sırada derin uyku sağlar.
  • Metabolik sendromda çok görülen uyku apnesi, karaciğerin iyileşmeye başladığının işareti olarak, hidrojen tedavisi ile hızla düzelir.

Ozon Tedavisinin Faydaları Nelerdir?

  • Bağışıklık sistemini güçlendirir. Makrofajları aktive eder, lökosit sayısını artırır.
  • Güçlü bir antimikrobik ajandır, virüs, bakteri ve mantarları öldürür veya çoğalmalarını durdurur.
  • Antienflamatuardır, enflamasyonu (iltihabı) durdurur.
  • Hücrelerin detoks kapasitesini artırarak vücuda toksin attırır.
  • Vücutta antioksidan üretimini uyararak hücreleri serbest radikal hasarından korur.
  • Ozon, damar elastikiyetini düzelttiği bilinen tek tedavi ajanıdır. Bu etkisi ile damar sertliği ile seyreden aterosklerozu iyileştirir.
  • Ozon kan oksijen düzeylerini yükseltir. Hücrelerin oksijen kullanımında artış sağlar.
  • Mitokondri hasarını onararak hücre enerji üretimini arttırır
  • Ozon tedavisi kılcal dolaşım bozukluğunu iyileştirir, hipoksik (oksijen alamayan) alanlarda yeni kılcal damarlar oluşmasını sağlar.
  • Kalbin kasılma gücünü artırır, dolaşımı iyileştirir, böylece iyi beslenemeyen dokular canlanır.

Hidrojen Tedavisinin Faydaları Nelerdir?

  • Güçlü anti-enflamatuardır
  • Dolaşımdaki yükselmiş enflamatuar sitokin seviyelerini kısa sürede düşürür portal hipertansiyonu normalleştirir.
  • Seçici antioksidandır, en tehlikeli serbest radikalleri etkisizleştirir
  • Stres altındaki hücrelerin ölmesini engeller, böylece doku hasarını ve organ kaybını önler
  • Hasta hücrede sekteye uğramış olan otofaji mekanizmasını harekete geçirir, hücrede yenilenme başlatır (otofaji mekanizması sayesinde hücreler hasta ve yaşlanmış organellerini geri dönüştürür, gençleşirler)
  • Hidrojen tedavisi sırasında soluma yoluyla kana alınan hidrojenin en yüksek oranda karaciğerde toplandığı gösterilmiştir. Böylece hidrojen en büyük etkisini karaciğerde gösterebilir.
  • Siroz komplikasyonlarını önleyici etkisi vardır.
  • Kronik hepatit-B hastalarında oksidatif stresi kontrol altına alır. Karaciğer radyoterapisi sırasında karaciğeri korur.
  • Alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığında yağlanmayı azaltıcı etkisi görülmüştür.
  • Kronik Hepatit-B hastalığında karaciğer fonksiyonlarını iyileştirir ve virüs DNA düzeylerini düşürür.
  • Tümör yüzünden meydana gelen karaciğer fonksiyon bozukluğunda QOL skorlarını iyileştirir.
  • Kolorektal kanser kemoterapisi sırasında meydana gelen karaciğer fonksiyon bozukluğunu iyileştirir.
  • Radyofrekans ablasyonu yapılan karaciğer kanserinde enflamatuar değerleri düzeltir.
  • Tüberküloz tedavisi sırasında meydana gelen ilaca bağlı karaciğer hasarını düzeltir. Bu bilgiler bilimsel araştırmalardan elde edilmiştir.

hidrojen tedavisi hakkında daha geniş bilgi için bkz -> Hidrojen Tedavisinde Bilimsel Gelişmeler

Sık Sorulan Sorular

İnsülin Direnci İle Diyabet Aynı Mı?

Diyabet sürecinde, diyabet tanısı konmazdan önce ve sonra insülin direnci bulunur. Diyabet, insülin direnci sendromunda kan şekeri yüksekliği bulunan safhayı tanımlar.

İnsülin Direnci Olan Kişi Şeker Hastası Mıdır?

İnsülin direnci teşhis edildiğinde hasta diyabet safhasında da olabilir, pre-diyabet safhasında da olabilir. Henüz kan şekeriniz 99 mg/dL altında ise hastalığın diyabet öncesi safhasındasınız demektir.

İnsülin Direnci Hangi Tip Diyabet?

İnsülin direnci Tip-I diyabette de görülebilir, Tip-II diyabette de görülebilir.

Ozonterapinin İnsülin Direncini İyileştirdiğine Dair Bilimsel Araştırma Var Mı?

Pek çok araştırmadan birisinin sonuçlarını şu yayında okuyabilirsiniz: Ozon Terapinin Diyabetik Hastaların Göz Komplikasyonlarındaki Etkisi

Sonuç

İnsülin direnci ve diyabet tek bir bir hastalığın tezahürleridir: Metabolik Sendrom

Metabolik Sendrom; bağışıklık ve endokrin gibi her ikisi de sinir sistemi tarafından yönetilen iki mekanizmanın, virüs bulaşması ve toksin birikimi gibi iki ana faktör tarafından harekete geçirilmesiyle başlayan; stres, yanlış beslenme alışkanlıkları ve uygun olmayan gıda seçimleriyle beslenen bir hastalık seyri izler.

Kliniğimizde insülin direnci ve diyabet süreçlerinde görülen tüm hastalıklara yönelik tedaviler yapmaktayız.

Ozon tedavisi ve Hidrojen tedavisi çok yönlü etkileriyle insülin direncini iyileştirir, enflamasyon ile savaşır, ve karaciğeri iyileştirirler.

Kişiye özel hazırlanan Metabolik Detoks programı ile beslenme yönetimi ise yağları yakarak kilo vermenin yanı sıra, insülin direncini de iyileştirmekte etkilidir.

Beslenme programımız sürdürülebilir bir yapıya sahiptir. Dengeli beslenme alışkanlıklarını kzandırarak verilen kiloların tekrar geri alınmamasını sağlar.

Akupunktur tedavileri bütün organ ve sistemlerin hastalıklarında temel tedaviler sunar. Metabolik sendromda da akupunktur desteğine ihtiyaç vardır.

Tedavilerimiz diyabetin kalp hastalığı, hipertansiyon, inme, polinöropati, böbrek yetmezliği, göz hastalıkları, diyabetik ayak gibi komplikasyonlarında da etkilidir.

Diyabet komplikasyonlarının tedavisinde standart ozonterapi yeterli olabileceği gibi daha detaylı ozon terapi programları gerekebilir.

Tedaviler birkaç gün aralıklarla, belli bir sıklıkta yapılır. Süresi kişiye göre değişmekle beraber 6-12 haftalık tedaviler önerilir.