Bağışıklık ve Ozonterapi

Vücudumuzun hayatta kalması bağışıklığa bağlıdır. Bağışıklık tüm yaşamsal faaliyetlerin koruyucusudur. Ozonterapi ise bağışıklığı yükselttiği bilinen en güçlü tedavidir.

Bağışıklığımız ne kadar güçlü ise o kadar hayat doluyuz. Mutsuz olursak önce bağışıklığımız zayıflar. Ozon terapisi ile yapılan tedavilerin bu yüzden önemi büyüktür.

Vücudumuzda ve çevremizde yaşayan mikroorganizmaların bizi ele geçirmemesi için sürekli formunda olan bir bağışıklık gerekir. Ozon tedavisi bize bunu sağlar.

İçindekiler

Bağışıklık Nedir?

Bağışıklık, kendine ait olanı tanıyabilen ve tolore edebilen; kendinden olmayanı ise tanıyıp reddedebilen karmaşık bir biyolojik sistemdir.

Bağışıklığın bir kısmı doğuştandır. Organizma karşılaştığı çeşitli patojenlere (zararlı mikro-organizmalar) sonradan da bağışıklık edinir.

Güçlü bir bağışıklık için düzenli ozon tedavisi almak önerilir
Doğuştan bağışıklık büyük ölçüde anatomik bariyer yapılarımız tarafından sağlanır.

Doğuştan Bağışıklık Nedir?

Aşağıdaki durumlarda gerçekleşen bağışıklık yapısal, doğuştan mekanizmaları tarif eder:

  • Cilt tarafından patojenlere karşı sağlanan fiziksel koruma,
  • Virüs bulaşmış hücrelere karşı “doğuştan öldürücü” (NK: Natural Killer=doğasında öldürmek olan) hücrelerin aktivitesi,
  • Yapısal özellikler (farelerin bu toksine özel bağlantı reseptörü olmadığı için difteri toksinine karşı doğal direnci gibi)
  • Bağışıklık doğuştan olup, çift sarmallı RNA’ya (dsRNA) maruz kalmanın neden olduğu antiviral durumda olduğu gibi, sonradan da uyarılabilir.

Edinilmiş Bağışıklık Nedir?

Bireyin yaşamı boyunca virüsler, bakteriler ve diğer hastalık yapıcı etkenlerle karşılaştıkça, kendi kendine geliştirdiği veya aşılama yoluyla oluşturulan bağışıklıktır.

Hücresel ve Hümoral Bağışıklık Nedir?

Vücudun bağışıklık yanıtı hücresel ve hümoral olmak üzere iki bölüme ayrılır.

B lenfositler hücre dışındaki istilacılarla savaşır, T lenfositler hücre içindeki istilacılarla savaşırHücresel immünite çeşitli hücreler tarafından gerçekleştirilir: Lenfosit, Nötrofil, Monosit, Makrofaj, Doğuştan Öldürücü (NK=natural killer) hücreler ve antijen sunan hücreler gibi.

Hümoral bağışıklık ise spesifik immün globulinler tarafından gerçekleştirilir. Böylece vücut savunmasının hümoral bağışıklık kanadında antijene özgü tepkiler verilir.

Hümoral bağışıklık spesifik immün globulinlerin başka bir deyişle antikorların rol oynadığı bir alan ise de, aslında burada T ve B lenfositleri de beraber çalışarak tehlikeyi savuşturmaya çalışır.

T lenfosit B lenfosit ve X lenfosit
Tip-1 diyabet hastalarında bulunan yeni lenfosite, X lenfosit adı verilmiştir

T lenfositler antijenin tanınmasında ve hücresel bağışıklıkta, B lenfositler bu tanınan antijene özgü antikorlar (immün globulinler) üretilmesinde ve tehlikenin ortadan kalkmasından sonra bir bölümünün hafıza hücresi olarak vücutta kalmasından sorumludur.

T lenfositler kısmen edinsel bağışıklık sisteminin elemanlarıdır ancak NK lenfositler timüs sayesinde doğuştan bağışıklığın önemli bir aktörü haline gelmiştir.

2019 yılında Tip-1 diyabet hastalarında yeni bir tip T lenfositin varlığı keşfedilmiştir. Bu lenfosit her iki lenfosit tipinin özelliklerine de sahip bulunmaktadır.

Antikor Nedir?

B hücreleri spesifik antijenlere uygun olarak antikorlar üretirlerBağışıklık sisteminin bakteri ve virüsler gibi yabancı cisimleri tanımlamak ve nötralize etmek için kullandığı Y şeklinde büyük bir proteindir.

İmmünglobulin olarak da bilinen antikor, B-hücreleri (B-lenfosit) tarafından üretilir. İmmünglobulinler kanda ve diğer dokularda ve sıvılarda bulunur.

Bağışıklık sisteminin B hücreleri, belli bir antijenin antikor yüzeylerine bağlanmasıyla aktive olur ve bir antikor üretim merkezi haline gelir. Bu farklılaşmış B lenfositlere plazma hücreleri denir.

Plazma hücreleri B hücresinin bağlandığı antijene uygun antikorları üretir. Örneğin SARS-CoV-2’nin yol açtığı bağırsak hastalığında, T helper-2 hücreleri B hücrelerini immünglobülin A ve G (IgG, IgA) üretmeleri için uyarır.

Bir antikor, hangi antijen için üretilmişse ona bağlanır ve etkisiz hale getirir. Örneğin, bir antikor, bir virüse bağlanarak onun sağlıklı bir hücreye girmesini önleyebilir. Antikorlar enfeksiyonları böyle önlerler.

Antikorlar bu şekilde toksinleri de etkisiz hale getirirler.

Bağışıklık Belleği Nedir?

Vücudun savunma ağının saldırganları tanıması ve sonradan unutmaması demektir. İmmünolojik bellek, antijenleri tanıyan T-hücrelerini ve ayrıca bir enflamatuar yanıtın uyarıları değerlendirme aşamasını düzenleyen T-hücrelerini (Treg hücreler) ve B-hücrelerini içerir.

Bellek T hücrelerinin ömrü en çok 6 ay olmakla birlikte, bağışıklık belleği hayat boyu kalıcıdır. Çünkü B-lenfositleri birer bellek hücresine dönüşürler. B lenfositlerinin sağlamış olduğu bağışıklık bu nedenle uzun sürelidir.

Fakat her bellek hücresinin ömrü farklıdır. Bu nedenle belli bir antijene karşı ömür boyu bağışıklık sağlanırken bazılarına karşı sadece birkaç senelik bağışıklık sağlanabilir.

Ozon tedavisi bağışıklığı güçlendirerek AİDS'i önleyebilir
HIV virüsü bağışıklığı güçlendirecek hiçbir önlem alınmadığı takdirde zamanla AİDS’e yol açacaktır

HIV (İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü) Nasıl AIDS Yapar?

B ve T lenfositleri normalde bir virüs veya bakteri tarafından ele geçirilemez ve durdurulamaz zannediliyordu.

Ancak HIV bağışıklık hücrelerini konak hücre olarak kullandığı için bağışıklığı felç eder, böylece vücudu içeriden ve dışarıdan gelen tehditlere karşı savunmasız kılar.

Bu tabloya AIDS adı verilmektedir. AIDS edinsel bağışıklığı ortadan kaldırır ve her hastalığa karşı vücudu savunmasız hale getirir. Organizmada pek çok hastalığın, hatta kanserlerin aynı zamanda gelişmesine sebep olduğu için AIDS çok tehlikelidir.

Hümoral Bağışıklık Yanıtı Nasıl Gelişir?

T-lenfositlerden gelen bilgiler doğrultusunda B-lenfositler tarafından üretilen antikorlar (immuno-globulinler) antijenin (örneğin zararlı mikroorganizma veya herhangi bir yabancı protein) hücre zarındaki protein yapısına göre özel bir biçime sahiptir.

Antikorlar bu özgün yapı sayesinde mikrobun zarındaki proteinlere yapışıp onları çökeltir. Böylece etkisiz hale gelen antijen, fagositoz yapabilen akyuvarlar tarafından hücre içine alınarak parçalanır.

Bağışıklık Organları ve Dokuları Nelerdir?

Bağışıklık sisteminin dokuları ve organlarının bir kısmı üretim aşamasında, bir kısmı olgunlaşma aşamasında, bir kısmı ise aktivite aşamasında rol alır.

  • Üretim yeri: Kemik iliği
  • Olgunlaşma yeri: Kemik iliği ve Timus
  • Aktivite yeri: Kan ve dokular

Kemik İliğinin Bağışıklıktaki Rolü Nedir?

Bağışıklığın en önemli organı, vücudun derinliklerinde yer alır: Kemikler. Kemik iliği yalnızca bağışıklığın değil, aynı zamanda genel metabolizma, onarım ve restorasyonun da temelinde yer alır.

Lökosit (akyuvar) üretimi yoluyla kemik iliği hem doğuştan gelen hem de edinsel bağışıklığa katılır.

Kemik iliği aynı zamanda, her ikisi de edinsel bağışıklıkta önemli roller oynayan alyuvarlar (kırmızı kan hücreleri) ve trombositleri de (plateletler) üretir.

Doğuştan gelen bağışıklığın tüm hücreleri, kemik iliğinde hem üretilir hem de olgunlaşır. Lenfosit olgunlaşması, kemik iliği ve timus arasında değişir.

Timüste olgunlaşan lenfositler T-Lenfosit adını alırken kemik iliğinde olgunlaşan lenfositler B-Lenfosit adını alır.

Doğuştan Gelen ve Sonradan Edinilen Bağışıklık Ögeleri Nelerdir?

Doğuştan 

  • Nötrofiller 
  • Monositler 
  • Eozinofiller 
  • Bazofiller 

Edinsel

  • T-lenfositler
  • B-lenfositler
  • Sitokinler
  • İmmünglobulinler

T-Lenfosit Nedir, Ne İşe Yarar?

T Hücreleri bağışıklık
T hücreleri

T-lenfositlere, timüste olgunlaştıkları için T-hücreleri veya Timosit de denir. T-lenfositler, edinsel bağışıklığın baş aktörleridir.

Timüste T-lenfositler başkalaşımdan geçerler ve vücut hücrelerini yabancı hücrelerden ayırt edebilir hale gelirler.

İki ana görevi yerine getirirler:

İlk olarak, zararsız vücut hücrelerini izinsiz giren patojenlerden ayırt ederler. İkincisi, patojenlerle savaşırlar.

T lenfositlerin özel bir türü vardır: Doğuştan Öldürücü hücreler (Natural Killer, NK). Bu hücrelerin adının böyle seçilmesinin nedeni, diğer öldürücü hücreler gibi bir iletişim süreci sonucunda komut alarak değil, öldürme kararını kendiliklerinden vererek, vücuda zarar veren hücreyi görür görmez öldürmeleridir. Bu hücreler timüste bunun için farklılaşırlar.

Bu hücrelerin adı Türkçeye yanlış olarak, “doğal öldürücü” olarak çevrilmiştir. Oysa natural sözcüğü natural killer olarak söylendiğinde doğal anlamına gelmez; öldürmenin o hücrenin doğasında olduğunu belirtmek için verilmiş bir isimdir.

Natural Killer T-lenfositler, içinde virüs olan hücreleri veya kanser hücrelerini tanıdıkları anda öldürürler. 

Sitotoksik T hücreleri de bir T-Lenfosit türüdür. Onlar da timüste farklılaşırlar. Sitotoksik T hücreleri virüs üreten hücreleri ve kanser hücrelerini, ölmeye programlayarak yok ederler. 

Lenfoid Doku Nedir Ne İşe Yarar?

Bağışıklık hücrelerinin üretildiği ve iş bölümüne göre dönüşüm geçirdiği dokulara Lenfoid Doku denir.

Lenfoid doku solunum ve beslenme yoluyla vücudun dış dünyaya doğrudan maruz kalan bölgelerinde oluşabilecek tehditleri etkisiz hale getirmeye hizmet eder.

Lenfoid doku; Bademcikler, Timüs, Dalak ve çeşitli organlara özgü Lenfoid dokular ve Lenf düğümlerinden oluşur.

Lenfoid dokular yerlerine göre aşağıda listelenmiştir:

  • Timüs (göğüs boşluğunda)
    Lenfoid dokular bağışıklık hücrelerinin üretildiği ve iş bölümüne göre dönüşüm geçirdiği dokulardır ve vücudun her yanında bulunurlar.
  • Dalak (karın boşluğunda)
  • Nazo-oro-farinks (burun-geniz-ağız boşluğu)
    • Adenoid bademcikler
    • Tubal bademcikler
    • Palatin bademcikler
    • Lingual bademcikler
    • Mukozal lenfoid doku (MALT)
  • Akciğerler
    • Bronşiyal lenfoid doku (BALT)
  • Mide-barsak kanalı
    • Peyer plakları (İleumda)
    • Apendiks (kalın bağırsağın başlangıcında)
    • Bağırsakların lenfoid dokusu (BALT) (tüm bağırsaklarda)
  • Ana lenf düğümleri
    • Boyun
    • Koltukaltı
    • Kalp kulakçığı girişi
    • İnfraklaviküler
    • Aort yanları
    • Kasık
    • Mezenterik
    • İlyak
    • Diz arkası

Lenfatik Sistem Nedir?

Lenfatik sistem, lenf sıvısı ve lenf düğümlerinden oluşur. Sistem bir bütün olarak dört ana işleve hizmet eder, bağışıklık da bunlardan biridir:

  • Beslenme: Diyetle alınan yağların dağılımı
  • Hücrelerarası sıvı (ve protein) düzenlemesi
  • Hücrelerarası sıvıdan atıkların çıkarılması
  • Bağışıklık

Lenf Nedir, Ne İşe Yarar?

Lenf sıvısına kısaca lenf de denebilir. Vücudun önemli bir atık arıtma sistemidir.

Kan plazması ve lenf proteinlerinden oluşan beyaz renkte bir sıvıdır. İçeriğinde akyuvarlar bulunur.

Lenf sıvısı hücrelerin atıklarını, ölü hücre ve çeşitli artıkları hücreler-arası sıvıdan çekerek lenf kanallarında toplar. Bu sırada akyuvarlar bu sıvıdaki zararlı hücreleri ve parçacıkları zararsız hale getirir.

Tüm vücuttan toplanan ve bu sırada arıtılan lenfatik sıvı daha sonra kalbin sağ kulakçığına girerek kan dolaşımına katılır.

Bademcikler Ne İşe Yarar?

Bademcikler vücudun savunma sisteminin önemli bir parçasıdır. Boğaz ve damakta bulundukları için ağız veya burun yoluyla vücuda giren mikropları durdurabilirler.

Kaç Çeşit Bademcik Vardır?

Bademcikler yerleşimlerine göre ayrı isimler alırlar:

Farklı bademcik türleri vardır:

  • Yutak bademcikleri (Palatin bademcikler)
  • Adenoidler (faringeal tonsil veya geniz eti)
  • Lingual bademcik – Dil kökü bademciği

İki palatin bademcik boğazın arkasının sağında ve solunda bulunur ve ağzınızı açtığınızda kolayca görülebilen tek bademciklerdir. Adenoidler boğazın yukarısında, burnun arkasında bulunur ve sadece rinoskopi (burun içinin muayenesi) ile görülebilir. Lingual bademcik, dilin çok gerisinde, arka yüzeyinde bulunur.

Bu bademcik yapılarının tümü, ağız ve burundan boğaza açılan açıklığın etrafında bir halka oluşturdukları için mikropların ağız ve burundan vücuda girmesini önlemelerini sağlar.

Bademcik İltihabı Nedir?

Palatin bademcikler hem yiyeceklerle hem de damlacık enfeksiyonu yoluyla bulaşan mikropların vücuda giriş yolu üzerinde bulundukları için iltihaplanabilir. Bademcik iltihabı olarak bilinen bu hastalıkta bademcikler şişer ve çok kızarırlar.

Mikroplarla mücadele eden akyuvarların ölmesi sonucunda üzerlerinde sarımsı beyaz lekeler de oluşabilir. En sık görülen belirtiler boğaz ağrısı, yutkunma zorluğu ve ateştir.

Palatin bademcikler ve geniz eti, tekrarlayan enfeksiyonlar nedeniyle büyüyebilir. Bu, nefes almayı zorlaştırır ve uyku sorunlarına neden olur. Bu sorunlardan dolayı bazen bademcik ameliyatı önerilir.

Ancak ameliyat başvurulacak son çare olmalıdır. Zira bu dokular çok önemli dokulardır ve uygun bir tedavi ile sağlıklarına kavuştuklarında vücut savunmasında etkin görev görürler.

Bademcik İltihabında Ozon Tedavisi

Bademcik iltihaplarının hiçbir yan etkisi olmayan en etkili tedavisi ozon tedavisidir.

Ozon tedavisi lokal uygulanabileceği gibi sistemik ve topikal tedavilerin birlikte uygulanması da gerekebilir. İlaveten iltihaplı dokuların içine ozon şırınga etmek gerekebilir.

Hiçbir yan etkisi olmayan, ateşi hızla düşüren ve hastayı rahatlatan çok etkili bir tedavidir.

Timus Nedir, Ne İşe Yarar?

Kalp ile göğüs kafesi arasında korunaklı bir bölgede yer alan timus en fazla 40 g ağırlığında küçük bir bez olmasına rağmen bağışıklık sistemimizin önemli bir organıdır. Hücresel bağışıklıkta etkindir.Timüs bağışıklık ozon terapi tedavisi

Timusun en önemli görevi, lenfositleri T-lenfosit haline getirerek bağışıklık tepkimizi desteklemektir.

Timus en çok çocukluk ve ergenlik döneminde aktiftir; bu, genç organizmaya yaşamda ihtiyaç duyacağı tüm T-lenfosit repertuarını sağladığı zamandır.

T-hücreleri daha sonra ihtiyaç olacak anı beklemek üzere lenfatik sistem boyunca dağıtılır. Ergenliğin sonlarına doğru timus maksimum boyutuna ve ağırlığına ulaşır. Sonra küçülmeye başlar.

Timus Neden Küçülür?

Yetişkinlik döneminde timus giderek küçülür ve T-hücre üretimini azaltır. Bunun nedeni çevresel, ruhsal ve zihinsel faktörlerin yarattığı stres, ve buna bağlı viral enfeksiyon ataklarıdır. Zira virüslerin çoğu ilk hastalık belirtilerini yaptıktan sonra timus dokusuna yerleşir.

Çocukluğumuzda vücudumuza girmiş birçok virüs bağışıklığımızın zayıfladığı her anı fırsat bilerek timus bezini hedef alır ve her seferinde biraz daha istila eder. Sonunda timus bezi giderek küçülür ve iş göremez olur. Bu ise başta bağışıklığın zayıflaması olmak üzere, yaşlanmaya paralel seyreden gerileme ve hastalıklara neden olur.

Bugün artık bunama, Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı, Lewy cisimcikli demans hastalığı gibi beyin hasarı ile seyreden hastalıkların kökeninde zayıflamış bağışıklık ve buna bağlı viral enfeksiyonların yattığı anlaşılmıştır.

T-lenfositlerin işlev bozukluğundan kaynaklanan bütün hastalıklar öncesinde timüsü zayıflatmış olan hastalıklardır.

Timus çalışmayı bıraktıktan sonra, genellikle elli yaş civarında, hastalıklarla savaşmak için kalan az sayıda T-hücreleri ile yetinmek zorunda kalırız. Yaşlılık çağına geldiğimizde, timus bezi neredeyse yok olmuştur.

Yaşlanmanın mı timus bezini küçülttüğü yoksa timusun küçülmesinin mi yaşlanmayı başlattığı araştırılmış, bu araştırmalar sonucunda bağışıklık sisteminin yaşlanma hızı, insan ömrü için prognostik bir faktör olarak kabul edilmiştir.

Başka bir deyişle, bağışıklığımız zayıfladığı için yaşlanıyoruz.

Biz Yaşlandıkça Timus da Ölüyor Gibi Görünüyor. Buna Dur Diyebilir miyiz?

Evet.

Araştırmaların gösterdiğine göre, genel yetersiz beslenme ve özellikle de belli vitaminler, mineraller, amino asitlerin spesifik eksiklikleri, bağışıklık sisteminin baskılanmasına ve timus ağırlığında azalmaya neden olmaktadır.

Ek olarak, beslenmenin gerçekten besleyici olmaktan uzak olması ve/veya su kısıtlanması, böbreküstü bezi hormonunun yüksek seviyeleri bağışıklığın baskılanmasına neden olan önemli etkenlerdir.

Bu bilgiler timusumuzun küçülmesini engellemek için bize rehber olmaktadır.

Timus Nasıl Küçülür?

Timus strese yanıt olarak küçülür. Kortizol başta olmak üzere stres hormonları timusta hücre ölümüne yol açarlar.

Timusun kortikal lenfositleri kortizon tedavisinden sonraki ilk saatler içinde ölmeye başlar, ardından makrofajlar hücre kalıntılarını ortamdan temizler. Böylece timus küçülmeye başlar.

Stres etkisi deney hayvanlarında da araştırılmış; hareket imkanının olmaması, baskı kuran grupların olduğu kafeslere yerleştirilme, yiyecek kısıtlanması, su kısıtlanması, aşırı ısı ve nem değişiklikleri gibi faktörlerin stres yaratarak timusta küçülmeye yol açtığı gözlenmiştir.

Bağışıklık Hormonlardan Etkilenir mi?

Timus, lenf sistemi içinde hormonal dalgalanmalara en büyük tepkiyi gösteren organdır. Artan cinsiyet hormonu seviyeleri, timus üzerinde büyük bir etki gösterir ve ergenliğin başlangıcında timus büyümesi yavaşlar.

Hayvan çalışmalarında estrojen bazı hücrelerin sayısını azaltırken testosteronun bu sayıyı koruduğu görülmüştür. Gebelerde timus ağırlığı başta artmakla beraber sonradan azalır. Süt verme döneminde tekrar artar.

Büyüme hormonu, her yaşta salgılanan bir hormondur. Çocuklukta büyümeyi, yetişkinlikte gençliğin devamını sağlar. Büyüme hormonu azalmalarının timusu küçülttüğü görülmüştür.

Bağışıklık sisteminin “doğuştan” ve “edinsel” hücrelerinin vücuttaki yerlerine göre sınıflanması:

Yer

Doğuştan Gelen Bağışıklık

Edinsel Bağışıklık

Kemik Doku

Osteoklastlar

Kemik İliği

Makrofajlar
Sinüsoidal hücreler

Karaciğer

Kupffer hücreleri

Dalak

Makrofajlar

Sinusoidal hücreler

T-lenfositler
B-lenfositler

Sinir Dokusu

Mikroglial hücreler

Deri

Langerhans hücreleri
Dendritik hücreler
Mast hücreleri

Timus

Makrofajlar

T-lenfositler

  • Doğuştan Öldürücü hücreler (NK)
  • T Sitotoksik hücreler

Lenf Düğümleri

Makrofajlar
Dendritik hücreler

T-lenfositler
B-lenfositler

Akciğer

Makrofajlar
Mast hücreleri
Dendritik hücreler

T-lenfositler
B-lenfositler

Mide-Barsak

Makrofajlar
Mast hücreleri

T-lenfositler
B-lenfositler

Stres Bağışıklığı Nasıl Etkiler?

Stres, dolaşımda kortikosteron ve kortizol gibi, glukokortikosteroidlerin seviyelerinin de yükselmesine neden olur. Bu maddeler vücutta neredeyse her hücrede etkiler gösterirler.

Timus, lenfoid dokuların arasında, kortizol hormonu düzeylerindeki değişikliklere en duyarlı olanıdır ve timus bezinin kapsülünde yer alan kortikal lenfositlerin kaybına bağlı olarak timus ağırlığında azalma meydana gelir. Dalak beyaz pulpası ve lenf düğümleri de benzer şekilde etkilenebilir.

Otoimmünite Nedir, Otoimmün Hastalıklar Neden Olur?

Bu hastalıklarda vücudun savunma sistemi kendi dokularına karşı savaş açmış gibi görünmektedir. T-lenfositlerin artmış aktivitesi aşırı bağışıklık yanıtlarına sebep olmaktadır.

Otoimmün yanıtlar artmış T-lenfosit aktivitesinden kaynaklanmaktadır. Bu aktiviteyi Treg hücreleri normalleştirir. Treg hücrelerinin aktivitesinin güçlenmesi her zaman otoimmün yanıtı yatıştırır.

T-reg hücreleri T hücrelerinin özel bir alt popülasyonudur. Treg’lerin T hücrelerinin çoğalmasını ve enflamasyon (iltihap) üreten sitokinlerin üretimini baskılayabildiği, böylece otoimmünitenin önlenmesinde kritik bir rol oynadığı gösterilmiştir.

Ozon Tedavisi Bağışıklığı Güçlendirir mi?

Bağışıklığı güçlendirici etkilere sahip olduğu bilinen ozon tedavisi; Antioksidan, Antienflamatuar ve Antiviral etkilerinin yanı sıra otoimmünitede de etkilidir.

Tüm otoimmün hastalıklar ozon tedavisinden fayda görür. Çünkü, ozon tedavisi otoimmün süreçlerde önemli rol oynayan, kısa adıyla Treg hücreleri olarak bilinen düzenleyici T-lenfositlerin bağışıklık yanıtını da yükseltmektedir

  • Güçlü anti-viral etkilere sahiptir
  • Bağışıklığı güçlendirir
    • T lenfositlerin sayısını artırır
    • T-lenfositlerin bağışıklık yanıtını düzenleyerek virüs üreten hasta hücrelerin elimine edilmesini sağlar.
    • T-Helper hücrelerini aktive ederek B lenfositlerin antijene göre antikor üretmesini teşvik eder.
  • Anti-enflamatuardır
    • Sitokin artışını baskılar
    • NF-κB yollarını baskılar
    • Artmış miRNA düzeylerini düşürerek enflamasyonu önler
  • Hücresel detoksifikasyon başlatır
  • Hücrelerde otofaji başlatır
  • Kılcal dolaşımı geliştirir
  • Doku onarımı başlatır

Daha geniş bilgi için -> Ozon Tedavisi Nasıl Yapılır

Dalak Nedir, Ne işe Yarar?

Dalak göbeğin sol üst kısmında, kaburgaların arkasında bulunan yumruk büyüklüğünde bir organdır. Bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde son derece önemli bir rol oynar.

  • Patojen (hastalık yapan) bakterilere karşı antikor üretir.
  • Özel makrofajları sayesinde yaşlanmış, bozulmuş kan hücrelerini, immün kompleksleri dolaşımdan uzaklaştırmak için kanı süzer.
  • Alyuvarları depolar.
  • Lenfosit üretiminde ve plazma hacminin düzenlenmesinde gerekli görevleri yerine getirir.

Dalak, bağışıklık sistemi içinde benzersiz bir organdır. Üç ana bağışıklık işlevine hizmet eder:

  • Adaptasyon
  • Doğuştan gelen bağışıklık
  • Edinsel bağışıklık

Bu aktivite çeşitliliği, dalağın içindeki doku tiplerinin bileşiminden gelir. Dalağın kırmızı bölgesinde, doğuştan gelen bağışıklığın bir parçası olan monositleri ve makrofajlar bulunur.

Dalağın beyaz bölgesi ise T- ve B-lenfositleri içerir. Beyaz bölge mikroplara ve antijenlere karşı bağışıklık tepkisi vererek bağışıklığa hizmet eder.

Dalağın adaptasyon rolü; büyük miktarlarda alyuvarı (oksijen), trombositleri (kalsiyum, pıhtılaşma ve büyüme faktörleri), lenfositler (edinsel bağışıklık) ve monositleri (doğuştan gelen bağışıklık ve büyüme faktörleri) kırmızı bölgesinde tutma yeteneğinden kaynaklanır.

Lenf Düğümleri Nedir, Ne İşe Yarar?

  • Vücudun çeşitli yerlerinde dağınık veya küçük gruplar halinde bulunurlar. Lenf kanalları boyunca yerleşmişlerdir.
  • Oval veya fasulye şeklindedirler. Büyüklükleri 1mm ile 25mm arasında değişir.
  • Görevleri kan dolaşımına girmezden önce lenf sıvısının içeriğindeki tehditleri araştırmak ve etkisiz hale getirmektir.

Mukozal Lenfoid Doku Nedir, Ne İşe Yarar?

  • Mukozal lenfoid doku vücutta mukozaların bulunduğu her yerde bulunur.
  • Mukozal lenfoid dokular IgA antikorlarını salgılama özelliğine sahiptir.

Mukozal Lenfoid Doku ağızdan başlayarak tüm mide-barsak kanalında, burun ve tüm solunum yollarında, idrar yollarında ve vajinada, ayrıca gözlerde, gözyaşı bezlerinde, deride, tiroidde, emzirme döneminde memelerde, bademciklerde ve tükürük bezlerinde bulunan lenfoid hücre kümelerinden oluşmuş bir doku ağıdır.

Lenfoid doku T ve B lenfositlerinin yanı sıra plazma hücrelerini ve makrofajları da içerir. Makrofajlar vücudun dışarıya açılan yerlerinde (ağız, burun, anüs, üretra ve vajinada) dış ortamdan bulaşabilecek antijenleri yakalamak ve yok etmek üzere bol miktarda bulunurlar.

Bağırsakların Lenfoid Dokusu Nedir?

Bir mukozal lenfoid doku olan bağırsak lenfoid dokusu insan bağırsağında tahmini olarak 300 m2’lik bir alanı kaplar.

T-lenfositler, bağırsak mukozasının parmak benzeri çıkıntılarında yaygındır.

İnce bağırsağın İleum bölümündeki Peyer plakları ve mezenterik lenf düğümleri de bağırsağın organize lenfoid dokularıdır.

Mukozal bölgelerde yer alan T-lenfositler özel bir lenfosit grubudur. Bu T-hücreleri, özellikle incebarsaklarda baskındır.

Mukozal T-lenfositleri antijenlere karşı özgün bağışıklık yanıtı geliştirirler ve belli bir antijene yapışma moleküllerini üretirler. Böylece hücre parçalayıcı aktivite ve sitokin salgılanması gibi bağışıklık fonksiyonlarıgöstererek vücut savunmasında önemli rol oynarlar..

Ozon Tedavisinin Mukozal Bağışıklığa Etkileri

Mukozal Bağışıklık Nedir?

Vücudumuzun savunma sisteminin önemli bir kısmı mukozalarda yer alan ‘Mukozal Lenfoid Doku’dan oluşmuştur. Çünkü vücudun dışarıya açıldığı yerlerde hep bu dokular vardır: Burun, ağız, anüs, üretra, vajina… mukoza adı verilen özel bir deri tabakasıyla kaplıdır.

Mukoza olan bölgelerin özel savunmasına MUKOZAL BAĞIŞIKLIK adı verilir.

Ozon Tedavisinin Mukozal Uygulamaları Nasıldır?

Ozon Tedavisi en çok MAH (Major Auto-Hemoterapi) şeklinde, kan yoluyla yapılan bir tedavi olarak bilinmektedir. Bu yöntemle pek çok etkiye aynı anda ulaşılır.

Oysa ozonun pek çok değişik veriliş yolu vardır ve bunların her biri gerek lokal etkilerinden ötürü, gerekse sistemik etkilerinden ötürü tedavi edici değere sahiptir.

Ozon tedavisinin bağışıklığa yönelik etkileri ozon insüflasyonları ile de elde edilebilir. Bu insüflasyonlar daima mukozalar ile kaplanmış vücut bölgelerine yapılır ve buralarda bağışıklık sisteminin ileri karakolları sayılabilecek önemli lenfoid dokular bulunur.

Örneğin Vajinal Ozon İnsüflasyonu sırasında vücuda kayda değer miktarda ozon verilir, ve bu uygulama sırasında hasta hiçbir rahatsızlık hissetmez.

Basit gibi görünen bu tedavi sırasında aslında vücutta çok önemli iyileşmeler başlar: Vücut savunma sisteminin en aktif olması gereken yerlerden biri olan perine organları (vajina, üretra, anüs ve rektum) bölgesindeki tüm lenfoid doku, ve lenf düğümlerinde ozon etkisiyle antioksidan üretimi başlar ve bu etkiler tüm vücuda yayılır.

Mukozalardan kana karıştıktan sonra zaten vücuda yayılmakta olan ozonun sistemik etkilerinin yanı sıra bu yerel etkiler çok düşük dozlarda bile gerçekleşir ve savunma sistemimiz olası tehditlere karşı daha aktif çalışır.

  • Bu özel ozon tedavileri ozon insüflasyonu veya ozonid uygulamaları şeklinde olmaktadır. Ozon insüflasyonu yönteminde ozon-oksijen karışımı doğrudan mukozalara tatbik edilir.
  • Ozonid uygulamalarında ise mukozaya özel bir peroksit dozuna sahip ozon-yağ karışımı veya yağdan geçirilmiş ozon gazı uygulaması yapılır.
  • Bazı durumlarda tuzlu serum veya saf su içine ozon verildikten sonra bu sıvılar ile tedavi yapılır.

Mukozalara ozon uygulaması vücut savunmamız için çok değerli etkiler başlatır.

Bütün bu uygulamalarda ozon deri ve mukoza yüzeyleri ile temas eder etmez plazmaya geçer ve dokuların derinliklerine yayılmaya başlar (ozonun yayılma hızı oksijenden 30 kat daha yüksektir) ve hızla mukoza altındaki lenfoid dokulara ulaşır.

Ozon Tedavisinin Antioksidan Etkileri

Nrf2 vücutta antioksidan enzimlerin üretilmesini sağlayan bir maddedir ve Ozon Nrf2 düzeylerini hızla artırır.

Lenf sıvısı ve lenf düğümlerindeki akyuvarlar ozon etkisine karşı çok duyarlıdır ve ozon ile temastan hemen sonra bu hücrelerde Nrf2 miktarları belirgin bir artış gösterir. Nrf2 ise hücre koruyucu antioksidan genleri harekete geçirir. Böylece vücutta antioksidan enzim aktivitesi artar.

Fonksiyonel Tıp