Beynin Viral Hastalıkları ve Depresyon

İnsanda Gül Hastalığı’na yol açan roseolovirüsler, HHV-6A ve HHV-6B herpesvirüsleri, aynı aileden Sitomegalovirüsler (CMV) ve daha birçok nörotropik (beyin-sinir dokularına yönelen) virüs, vücuda girdiklerinde neden oldukları ilk hastalık belirtilerinden sonra, hastalık belirtisi vermeksizin, yıllar içinde ara ara sessiz ataklar yaparak beyinde ve diğer dokularda varlıklarını sürdürürler.

Ataklar sırasında beyin dokusunda oluşturdukları hasarlar nedeniyle ilerleyen yıllarda bilişsel (bunama, hafıza kaybı) ve davranışsal rahatsızlıklara (öfke-saldırganlık) neden olurlar. Bu nedenle, özellikle insanlarda yaygın olarak bulunan HHV-6A ve HHV-6B virüslerinin aktivasyonu psikiyatrik hastalarda çok araştırılmış bir konudur.

Viral enfeksiyonlar sırasında ve sonrasında ruhsal bozukluklar oldukça sık görüldüğü için öteden beri araştırma konusu olmuştur. Şizofreni, bipolar bozukluk, major depresyon ve kronik depresyon (distimi) viral enfeksiyon bağlantısından şüphelenilen hastalıklardır.

Daha önceki yıllarda yapılan yayınlar bipolar bozukluk hastalığına yakalanma riskinin, doğmadan önce annenin influenza (grip) geçirmesine bağlı olarak 4 kat arttığını göstermiştir Parboosing 2013. Yine, gebelik sırasında grip, toksoplazma, kızamık ve kızamıkçık enfeksiyonu geçirenlerin çocuklarında sonradan şizofreni geliştiği de saptanmıştır Hagberg 2012.

Toksoplazma bir hücre içi protozoon olan Toxoplasma gondii’nin meydana getirdiği zoonotik karakterli bir hastalıktır ve beyine yerleştiğinde yaşam boyu süren psikoza yol açabildiği rapor edilmiştir. 2021 yılında yayınlanan bir araştırmada, konuyu araştıran 31 çalışma incelendi ve bu araştırmaların çoğunluğunun toksoplazmoza maruz kalma ile şizofreni veya bipolar bozukluk arasında bir ilişki bulduğu ancak majör depresif bozukluk ile ilişkili bulmadığı görüldü. Fernandes 2021

Danimarka’da yapılan ülke çapında bir araştırmada 1945-1996 yılları arasında doğmuş olan 3,56 milyon kişinin tıbbi kayıtları 1 Ocak 1977’den başlayarak 31 Aralık 2010’a dek incelendi ve öncesinde otoimmün hastalık geçirmiş olmanın depresyon gelişme riskini yüzde 45 arttırdığı bulundu.

Herhangi bir enfeksiyondan ötürü hastaneye yatmış olmakla bu riskin yüzde 62 arttığı görüldü. Bu iki risk faktörü birbirlerini de sinerji içinde etkiliyorlardı yani enfeksiyon geçirmiş olmak otoimmün hastalık riskini artırıyor, otoimmün hastalık geçirmiş olmak enfeksiyon hastalığına yakalanma riskini artırıyordu. Kişinin geçirdiği enfeksiyonların ve otoimmün hastalıkların sayısının da duygudurum hastalıklarının sayısını artırdığı görüldü.

Bir duygudurum hastalığı tanısı almış olanların yaklaşık üçte biri daha önce enfeksiyon yüzünden hastaneye yatmıştı. Yüzde 5’i ise otoimmün hastalık yüzünden hastaneye yatmıştı. (sonradan başka araştırmalarda otoimmün hastalıkların aslında viral hastalık olup olmadığı araştırılmaya başladı) Benros 2013

Burada enfeksiyonların hangi mikroplarla olduğuna değinilmemiş ancak araştırmanın yayınlanma tarihinden bu yana geçen 10 yılda bilim dünyasının öğrendiklerine dayanarak bunların en azından çoğunun viral enfeksiyonlar olabileceği tahmininde bulunmak zor değil.

Virüslerin hastalık belirtisi vermeden vücutta varlıklarını sürdürdükleri ilk keşfedildiğinde bu döneme uyku dönemi adı verilmiştir. Sonradan, virüslerin hiçbir zaman uyumadıkları anlaşıldı. Bağışıklık sistemimiz onların çoğalmasının önüne geçtiği için hastalık belirtileri sona eriyor ve bağışıklık sistemimiz baskılamayı sürdürdükçe yeni hastalık yapmıyorlar.

Ancak, bağışıklığımız duygularımızın etkisi altındadır ve sevilmediğimizi hissettiğimizde, sevdiğimiz birini kaybettiğimizde, bir başarısızlık yaşadığımızda bağışıklığımız zayıflar ve üzerlerindeki baskı kalkınca virüsler de tekrar çoğalmaya başlarlar. Aslında bu tüm duygusal ve fiziksel travmalar için geçerlidir, hepsi de bağışıklığımızın sarsılmasına sebep olur. Bu nedenle hem uçuk, zona gibi viral hastalıklar, hem nezle grip gibi viral hastalıklar, hem depresyon, hem kanser, hem de otoimmün hastalıklar travma ve üzüntülerle ortaya çıktıkları bilinen hastalıklar.

Bu şu anlama geliyor: Virüsler vücuda ilk girdiklerinde yol açtıkları bağışıklık reaksiyonlarına ve cilt döküntüsü vb doku belirtilerine sonradan sürekli yol açmıyorlar, ama bu bizi yine de hasta etmedikleri anlamına gelmiyor. Bağışıklığımızı zayıflatan duygusal ve fiziksel tavmalar sırasında alevlenen virüs enfeksiyonları sessiz hastalık diyebileceğimiz, ateşlenme-ağrı gibi belirtiler olmayan bir enflamatuar seyir gösteriyor.

Otoimmün hastalık gelişme süreçlerinin de böyle gelişebileceği düşünülüyor. Her duygusal/fiziksel travmamızda virüsler bağışıklık sistemimizi, beynimizi, tiroid dokularımızı ve başka hormon üreten organlarımızı ve sinirlerimizi hasta ediyorlar.

Başka bir araştırmada, enfeksiyondan ötürü hastaneye yatış ile intihar etme riski arasındaki ilişkiyi görmek üzere 1 Ocak 1980 ve 31 Aralık 2011 tarihleri ​​arasında Danimarka’da yaşayan 15 yaş ve üzeri toplam 7,22 milyon birey 32 yıllık bir takip süresi boyunca gözlemlendi. İntihar edenlerin yüzde 24’ü daha önce enfeksiyon nedeniyle hastaneye yatmıştı.

Enfeksiyon nedeniyle hastaneye yatmanın intihar riskini 1.4 kat arttırdığı görüldü. Tedavinin uzun sürmesi, örneğin 3 ay hastane yatışı riski yaklaşık 2,5 kat artırırken, 7 ve daha çok yatış intihar riskini 3 kat artırıyordu. Araştırmacılar enfeksiyonların intihar davranışına sürükleyen duygudurum bozukluklarında önemli bir rolü olabileceğine işaret ediyorlar Lund-Sorensen 2016.

İnsan herpes virüsü HHV-6B’nin, enfeksiyonun pasif döneminde Hipotalamik-Hipofiz-Adrenal Ekseni aktive ederek depresyon riskini büyük ölçüde artırdığı bulundu Kobayashi 2020.

Viral beyin enfeksiyonlarının yol açtığı hastalıklar için daha fazlası>>

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu